masal...
Bir varmış bir yokmuş..Zamanın birinde bir genç kız yaşarmış deniz
kenarı
bir ülkede…Sevdikleri varmış bu genç kızın..İdealleri, hayalleri varmış
sürekli kurduğu geleceğe dair… Yüzünü güldüren ve onu mutlu eden..
En çok deniz kenarında dolaşmayı severmiş bu genç kız dostlarıyla
birlikte
de, o deniz kenarında saklambaç oynarlarmış her gece..
İşte gene böyle saklambaç oynarlarken hep birlikte, genç kız ebe olmuş
yakalanınca… Sevdiği, dostları hepsi saklanmış birer birer köşeye,
kuytuya…
Buldukları neresi varsa…Genç kız saymış, durmadan saymış..Tam yüze
gelmiş ve
çevirmiş ki başını..Denizin üstüne geldiğini görmüş birden, deniz
yutmuş
genç kızı.. Bağırmaya başlamış boğulurken bir yandan…
“Sevdiğim, dostum…Yardım edin…”
Ama kimse yardım etmemiş ona, sadece bakmışlar arkasından… Hem de sanki
bunu
uzun süredir istiyorlar, kurtulduk der gibi bakmışlar ona..Derken genç
kız
bırakmış kendini denize..Bir önemi yokmuş çünkü artık hayallerinin, bir
önemi yokmuş seven kalbinin… Kızmış kendine,
“Demek ki ben o kadar kötüyüm ki hak ediyorum tüm bunları…Evet ben o
kadar
kötüyüm ki rabbim ceza verdi sonunda yaptığım tüm kötülüklere karşılık
bana..”
O bunları düşünürken denizin dalgalarıyla sürüklenmeye devam ediyormuş
durmadan.İlginçmiş çünkü suyun içindeymiş tüm bedeniyle de hala anlam
veremiyormuş boğulmamasına…Ve üzülüyormuş çünkü o ölümü özlüyormuş,
boğulmak
istiyormuş.Her yanı acıyormuş genç kızın; sevdiğinin, dostlarının
yaptıklarını yediremiyormuş yüreğine de o ölümü özlüyormuş sürüklenmeye
devam ederken… Mavi sonsuzluğun arasında savrularak ilerlerken
durmadan…
Günler sürmüş bu sürüklenme ve bir gün gözlerini bir adanın sahilinde
açmış
genç kız. Deniz kendine ait olmayan her şeyi attığı gibi onu da atmış
bir
sahil kenarına… Gücü yokmuş kalkacak, şöyle bir bakmış çevresine,
cennet
gibi bir yer olduğunu fark etmiş..Sonra da ona doğru gelen yerlileri
görmüş..Ama daha fazla dayanamamış yorgunluğuna, kapanmış gözleri genç
kızın.. Yerliler almış genç kızı, yatırmışlar sedirden bir yere..Garip
garip
bakmışlar birbirlerine.. Kız baygın soramazlarda ne oldu diye… Hemen
bir
çözüm bulmuşlar ve büyücülerini çağırmışlar yanlarına… Büyücü yürek
okumayı
bilirmiş çünkü, hiç kimse bir şeyini saklayamazmış ondan… Büyücü gelmiş
yatmakta olan genç kızın yüreğine koymuş elini ve hissetmeye çalışmış…
Herkes pür dikkat beklemiş onun diyeceklerine.. Büyücü elini koyar
koymaz
acıyı hissetmiş de dayanamamış çekmiş elini… Kalkmış yerinden bırakın
uyusun
demiş sonra ve dönmüş sevgi saçtığı adadaki evine…
Genç kız kendine geldiğinde gene büyücü varmış karşısında..Ona bu adada
hiç
acı çekmeyeceğini anlatmış büyücü… Bir zamanlar denizin onu da buraya
nasıl
attığını anlatmış ta ağlayarak,bu sefer genç kız teselli etmiş
büyücüyü…Sonra sormuş dayanamayıp büyük bir merakla..
“Sen nereden geldin peki bu adaya..”
Büyücü gülümsemiş..
“Hayaller ülkesinden geldim buraya.. Ben hayaller ülkesinin hayaliyim
kırgın
yüreklim…Oranın tahtından indirilince deniz getirdi beni buraya…”
Genç kız gülmüş..
“Bir melek diyebilir miyiz yani..”
“Bilmem buradaki herkes öyle der bana, sen de diyebilirsin tabii ki.”
Demiş, ama genç kız asmış hemen yüzünü.. Dayanamamış sormuş büyücü..
“Neden astın yüzünü..”
“Ben hayalleri sevmem, melekleri de..”
büyücü şaşırmış..
“Neden peki…”
“Çünkü hayaller hep hayal kırıklıklarına yol açar yüreğimde.. Meleklere
gelince sevmem derken yanlış anlattım özür dilerim senden.Melekler İyi
yüreklidir.. Güldürür insanın yüzünü de, sonra giderler başka
diyarlara…
Başka insanları güldürmek amacıyla.. Ve hep gülen yüzlerin ardından
onlar
için ağlayan yürekler bırakırlar ardlarında..”
Bu sözler üzerine gözlerinden akan damlaları silerek gülümsemiş büyücü
genç
kıza..
“O zaman demiş sende dünyalıların seslendiği şekilde seslen bana..”
“Nasıl yani..”
“Sinem..Sinem diyebilirsin… Ama sakın herkesin yanında söyleme kırık
yüreklim oldu mu, kendi aramızda..”
“Peki.” Demiş genç kız ve hep baş başa kaldıklarında Sinem demiş
kanatları
olmayan melek dostuna…
Yavaş yavaş ısınmış adaya ki genç kızın dediği çıkmış ortaya. Bir gün
açtığında gözlerini genç kız.. Bir bakmış bütün ada ağlıyor, yas
tutuyor..Evet bütün ada yas tutuyormuş karşısında.Önce anlayamamış,
sonra
adanın kralı gelmiş yanına…
“Büyücümüz, meleğimiz…”
Demiş, iki damla akmış gözünden.Genç kız silmiş damlaları, anlamış ya
ümit
işte anlamamazlıktan gelmiş. Kralın gözünden aldığı yaşlar sanki onun
bedeninde çağlayan olmuş da akmaya başlamış gözlerinden..
“Gitti değil mi..”
Kral susmuş..
“Melekler gider bilirim…Ben söylemiştim ona, Melekleri sevmem diye..Ama
bu
yüzden Sinem diyordum ona…..O buna rağmen gitti… İşte herkes gibi
gitti..Ona
dedim hayaller hayal kırıklıklıklarına yol açar diye…”
Durmadan ağlıyormuş..Sürekli ağlıyormuş genç kız…
“Yok..”
Demiş sonra..Kral suskun onu dinliyormuş..
“Artık inanmak yok kimseye..Artık sevmekte yok…”
Derken hemen ,hep yaptığı gibi buzdan evini yapmış aniden de kral
şaşırdı
birden.Genç kız adanın tam ortasında ki buzdan evinde, her gün
ağlayarak,
her gün hüznünü toplayarak bahçesinden yaşamaya başlamış; ama burası
sevgi
adasıymış ve buzdan evi çok dayanamazmış da kız farkında değilmiş
hiçbir
şeyin …
Kral her gün uğruyormuş yanına..Bir süre sonra çok sevmeye başlamış
genç kız
kralı..Bir konuşmasında,
“Kralım…”Demiş,
“hani küçük çocuklar hasta oldukları zaman..Anneler tatlı şuruplar
alırlar
yavrularına…”
Kral gülümsemiş..
“Hem içip iyileşsinler, hem de ağızları tatlansın diye..İşte sizde
benim
tatlı şurubum oldunuz yatağımda yatarken kimsesizce…”
Sonra asmış yüzünü yeniden.
“Ama..Ama sevgili tatlı şurubum şunu bilin ki ben aslında hiç
istemiyorum
bunu… Çünkü hep mutluluklarımı yok etti hüzün taneleri de, ben her
seferinde
güneş ısıtırken yeryüzünü üşüdüm..Çok üşüdüm buzdan evimde…”
Kral hiçbir şey söylememiş..Sadece susmuş..Ama öyle bir bakmış ki genç
kıza..Genç kız anlamış ki aynı hayal kırıklığını yaşamayacak tatlı
şurubuyla…
O günden sonra buzdan evi yavaş yavaş erimiş genç kızın..Ve tüm
yüreğini
açmış adaya…
Bir ara resim yapmaya başlamış canının içiyle.. Morlara boyamışlar,
kırmızı
saçmışlar etrafa..Her gün resim yapmaya başlamışlar birlikte.. Tüm
adayı
boyamışlar, tüm renklere de karşısına geçip şaheserlerini görünce,
sarılıp
birbirlerine, nasıl gurur duyduklarını anlatmışlar birbirlerine… O
sıralar
da deniz gene gelmeye başlamış genç kızın üzerine, fark ediyor ama
umursamıyormuş, biliyormuş ki bu adada güvende ve deniz ona hiçbir şey
yapamaz ne kadar gelse de.
Adada yürürken bir ara, iyi yüreği her halinde belli, kötü adamla
karşılaşmış birden.Aslında kötü adam değilmiş o…Kendi kendine takmış bu
adı
da kimse yakıştıramıyormuş ona.. Hiç konuşmazmış iyi yürekli kötü adam…
Hep
somurtur yürürmüş yolda da genç kız en çok buna bozulurmuş adada… Hemen
yolunu kesermiş; iyi yürekli kötü adamın, sorular sorarmış ona..Ama hep
kısa
ve net cevaplar aldığı için sinirlenirmiş iyi yürekli kötü adama… Gerçi
inat
etmiş güldürecek onu, konuşturacak..Hatta ceza verecek.. On yıl sürekli
konuşma ve sürekli gülümseme cezası.. Çünkü gülümsemek çok yakışıyormuş
ona,
o farkında değilmiş ama genç kız biliyormuş gülümseyince ne kadar tatlı
olduğunu iyi yürekli kötü adamın…Dediği gibi de olmuş, inadını bu
yüzden çok
seviyormuş..İyi yürekli kötü adam zorlada olsa gülümsüyormuş, zorlada
olsa
konuşuyormuş artık ta bazen yüzü çok asılıyormuş, çok kızıyormuş genç
kıza..Çünkü genç kız dünyadan kalan bir alışkanlığından vazgeçemiyor ve
çok
sigara içiyormuş.İşte o zaman İyi yürekli kötü adam bürünüyormuş eski
haline..
Sigara içmesine iyi yürekli kötü adam ve kral dışında iki kişi daha
kızıyormuş genç kızın.Tel kadayıfı ve Mozartı…
“Abla içmesen..Ah içmesen ne güzel olur..”
Diyorlarmış ve genç kız onlar için bırakmaya çalışıyormuş elinde
tuttuğu
zehiri… Tel kadayıfı canıymış onun..Sanki küçük bir parçası.. Deliymiş
onun
gibi..Çılgın ve o en çok bu çılgınlığını seviyormuş minik kopyasının…
“Abla.”
Dermiş soran gözlerle..
“Adanın diğer yanında hayal güçleri çok yüksek büyücüler
varmış..Şizofren
diyorlarmış onlara.On kişiler..Gider miyiz yanlarına?..”
Genç kız gülümsüyormuş tel kadayıfına..
“Tabii gideriz, bizde hayallerimizi anlatırız onlara..”
Diyormuş, tel kadayıf kocaman bir öpücük kondurup gezmeye başlıyormuş
adada,
hangi yoldan gidebiliriz acaba diye? Tel kadayıf giderken Mozart
geliyormuş
yanına klasik müzik eşliğinde.. En çok bu huyunu severmiş onun… Klasik
müzikle dinlenirmiş çünkü ruhu..Müzik sesini duyduğu anda bulutların
üzerinde bulurmuş kendini.. Ve Mozart’la başlarlarmış gökyüzünü
boyamaya…
Bütün günleri böyle güzel geçiyormuş genç kızın..Her günü canlı, her
günü
güleç…
Ara sıra, Begüm uğrarmış adaya..Begüm dünyayla tek ilişkisiymiş genç
kızın…
Onun sayesinde yeni haberleri alırmış ta Begüm farkında olmadan mutlu
edermiş genç kızı.. Her şeylerini paylaşırlarmış..Ama sürekli gelmediği
için
özlermiş genç kız adını çiçekten alan arkadaşını..
Bir gün adaya kendisi gibi biri daha gelmiş denizin bıraktığı.. Deli mi
deli, canlı mı canlı… Ama yorgun..Bunun üzerine kral bu sefer genç
kızdan
istemiş yardım.. Ama bu yardım isteme üzmüş genç kızı.Çünkü
farkındaymış,
deniz yükseliyormuş sürekli..Ve o tıpkı büyücü gibi olmaktan
korkuyormuş..
Genç kızın yanına gitmiş, ama elini yüreğine koymamış.. Öpmüş
yanağından..
“Hadi kalk..”
Demiş..
“Burada güvenlisin..Hadi ama…”
Gözlerini açmış, Gözleri çok güzelmiş..Gülümsüyormuş genç kıza..
“Sen kimsin?”
“Ben bu adada yaşıyorum.Hoş geldin aramıza..Sefalar getirdin.”
Gülümsemiş yatan kız..
“Sana..Sana İyi yüreklim diyeceğim.”
Demiş yattığı yerden.
“İyi yüreklim..Çünkü gözlerimi açtığımda sevgin girdi, deldi gözlerimi
içime
işledi..”
Gülümsemiş genç kız..
“Peki Mühür gözlüm…Hadi kalk..”
Ve adayı gezdirmiş Mühür gözlüsüne, iyi yürekli.. Adada güneş tüm
ışıklarını
saçıyormuş ve herkesin yüzü gülüyormuş… Mutlu oluyormuş genç kız bu
rengarenk adada ya korkuyormuş bir yandan da… Deniz
yükseliyormuş..Gitgide
yükseliyormuş…
Bir gece herkes uyurken iyice yükselmiş deniz..Yavaşça sokulmuş genç
kızın
uyuduğu eve ve sessizce almış onu adadan. Koparmış, tatlı
şurubundan..Canının içinden.. Koparmış iyi yürekli kötü adamdan,
Mozart’tan,
tel kadayıfından.. Koparmış Mühür gözlüsünden.
Gece yavaş yavaş deniz çekerken onu içine, ağlayarak bakıyormuş genç
kız
adaya..O sırada Mühür gözlüsünü görmüş ardından bakarken… El
sallıyormuş
arkasından ve bağırıyormuş durmadan..
“Bekle beni, sakın üzülme… Geleceğim, yalnız kalmayacaksın merak etme
iyi
yüreklim.”
“İyi bak buraya..Yalnız bırakma kimseyi..”
Demiş, genç kız sadece el sallayabilmiş ve gözü yaşlı denizin üstünde
devam
etmiş bilinmezliğe doğru; ama içi ferahmış, biliyormuş ki uzakta da
olsa
bırakmayacaklarmış onu.. Ve biliyormuş ki Mühür gözlüsü gelecek yanına…
Adadan haberler getirecek ona..
Gece karanlıkta kaybolmuş genç kız, tüm ada uykuya yatmışken ve Mühür
gözlüsü geleceğim bekle derken, denizin üstünde karanlığa karışmış
gözyaşlarıyla…
Ve masal burada bitmiş…




